ABD NEDEN LOZAN’A KARŞIDIR? (2) 

Osmanlı Mebuslar Meclisi’nde, Misak-ı Milli kararının alınması üzerine, Osmanlı Mebuslar Meclisini dağıtarak, Sevr Antlaşmasını Osmanlı Hükümeti’ne imzalatan İtilaf Devletleri, halkın iradesinin temsil edildiği kuruluşların isteklerine karşı çıktıklarını görmüşlerdir. 

Benzeri bir olay da 1 Mart 2003 yılında, Meclis’e sunulan tezkerenin reddedilmesi durumuyla karşılaşmışlardır. Böylece milli iradenin temsil edildiği kurum olan meclislerin isteklerini yerine getirmelerinde en önemli engel oluşturduklarını görmüşler ve bu meclis engelinin aşılması gerektiğini görerek, politikalarını bu anlayışa göre dizayn etme eğilimine girmişlerdir. 

Tezkereye Meclis’in karşı çıkması ve ordunun da sıcak bakmadığının görülmesi üzerine ABD, öncelikle Süleymaniye’de askerlerimizin başına çuval geçirmişler, bunu takiben de Ergenekon, Balyoz vb. davalarla orduyu yıpratarak göstermişlerdir. Bu davalar, kumpas iddiasıyla sonlandırılmıştır. 

Kitlesel silahların bulunduğu gerekçesiyle Irak’ı işgal eden ve milyonlarca insanın yaralanmasına ve ölmesine neden olan ABD, bu gerekçesine bir de Irak’ta demokratik bir yönetim kurma hayallerini de eklemiştir. 

1991 yılında, ABD, Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi nedeniyle Irak’a karşı yaptığı Çöl Harekâtından sonra 36’ıncı paralelin kuzeyinde bir uçuş yasağı getirmiş ve oluşturulan Çekiç Güç aracılığıyla da bu bölgeleri denetlemeye başlamış ve bu süreçte de Peşmergelere siyasi, diplomasi yardımlarının yanı sıra askeri yardımlar da yapmıştır. 

Bu gelişmelerin sonucunda, Irak’ın kuzeyinde özerk bir Kürt oluşumu ortaya çıkmıştır. Başkanı Barzani’nin Türkiye’ye son gelişinde hem Ankara’da hem de İstanbul’da Türk yetkililerle görüşme anında ve görüşme mekânında gönlere bayraklarının çekilmiş olması; ayrıca Kerkük’te de aynı durumun ortaya konulması, beraberinde bazı tartışmaları getirmiştir. 

Zira Barzani’nin bu tür davranışları, Irak’ın kuzeyinde oluşan özerk yapılanmanın bir federe devlete ve sonrasında da bir bağımsız devlete geçmek isteğini ortaya koyan göstergeler olarak değerlendirilmiştir. 

ABD’nin yaşadığımız günlerde de Suriye’nin kuzeyinde PYD’ye destek vermesi, Irak’ın kuzeyindeki oluşuma benzer bir oluşumun bu yörede de gündeme geleceği endişelerini yaratmış görülmektedir. 

Irak ve Suriye’de görülen bu gelişmeler karşısında; 15 Temmuz 2016 tarihinde TBMM’nin bombalanması ve Partili Cumhurbaşkanlığı’nın referandumla benimsenmesi, Meclis’in devre dışı bırakılarak, oluşacak gelişmelerde bir engelin aşılmak istendiği tahminlerinin tartışmasını gündeme getirmiştir, denebilir kanaatindeyim. 

Bir de bunlara, ABD öncülüğünde ve ABD askeri güçlerinin de katılacağı ve Türkiye’nin de içinde olacağı yüzbinlerce askerden oluşacak bir Sünni ordusunun, Şii İran’a karşı oluşturulup, Ortadoğu’yu içinden çıkılamayacak bir cehenneme çevireceği, bu nedenle de Türkiye’de Meclis’in ve ordunun devre dişi bırakıldığı iddiaları ve tartışmaları da gündeme oturmaktadır. 

ABD’nin Ortadoğu’da Kürtlere yönelik sözüm ona hamilik şeklindeki yaklaşımlarının kökeninde; Ortadoğu’daki enerji kaynaklarının Çin, Japonya ve AB’ye karşı kontrollerini elinde bulundurmak ve bölünmüş ve parçalanmış Ortadoğu toplumlarının yaratılması ile İsrail’in güvenliğinin sağlanmasıdır. Bunlara bir de ilaç ve silah tacirlerine yeni pazarlar yaratmak da eklenebilir. 

Bütün bu gelişmeler karşısında; bir taraftan ABD, AB gibi devlet ve oluşumların yoğun çabalarına ve PKK ve benzeri terör örgütlerinin yıllarca yaptıkları terör eylemlerine karşın, ülkemizde ki Kürtler, ülke bütünlüğümüz ve toplumsal birliğimizin bozulmadan barış içinde bir arada yaşamak isteklerini her fırsatta ortaya koymuşlardır. Son yapılan referandumla da bu isteklerini bir kez daha göstermişlerdir. 

Osmanlılık, federasyon vb. yaklaşımlar boşuna olacaktır. Kürtler, bu ülkeyi ve bu devleti kuranlardandır ve bu ülkenin vatandaşlarıdır ve hiçbir zaman da hiçbir unsurun tebaası olmayacaklardır. 

Ayrıca ABD ve AB vb, unsurlar, Türkiye’deki Kürtleri, PKK terör örgütünün terör eylemleriyle motive edip, devlete karşı kalkışmasını sağlamaya çalışmışlardır. Ancak bu çevreler, İngiltere ve Fransa’nın cetvelle sınırlarını çizdikleri Irak ve Suriye’deki çıkarları için kullandıkları Kürtlerle; kendi ülkesini ve devletini kuran ülkemizdeki Kürtlerin aynı olmadıkları ayrımına bir türlü varamadıkları kanaatindeyim. 

ABD, AB ve PKK artık Kürtler üzerinden ellerini çekmelidirler. 

Ülkemizdeki Kürtlerin, toplumsal bir bütünlük içinde demokratik bir yapılanmaya kavuşarak; demokrasi ve barış içinde, işi ve aşı olan ve ortak geleceği kurgulamaya çalışan, böylece de birlik ve beraberliğin oluşturduğu huzur ortamı içinde yaşamak haklarıdır, diyorum…

YORUM EKLE

banner284