DERDİ DÜNYA OLANIN…

Yunus Emre’nin çok güzel bir sözü vardır “Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olur” diye. Çok doğru bir sözdür bu.

Bu söz ne anlama mı geliyor? “Derdi dünya olan insanın dertleri de dünyaya has angaryalar olur. Bunun yanında bu dertler dünya kadardır. Yani dünya kadar değersiz” demektir. Çünkü derdi dünya olanın yükü de ağır olur.

Biz insanoğlu o kadar küçük meseleleri kendimize dert ediniyoruz ki dünya kadar derdimiz var sanıyoruz. Fani olduğumuz şu yalan dünyada o kadar boş şeyler için üzülüp dertleniyoruz ki sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz kimi zaman.

Ama öyle olmamalı. Yaşadığımız dünyada bizden başka hayatların da hikâyeleri olduğunu göz ardı etmemeliyiz.

Bazen sokakta tek başıma yürürken yolumun üstündeki evlere bakarım göz ucuyla. Kimi süslü püslü, ihtişamlı, kimisi yıkık dökük, virane olan bu evlerin içinde yaşayanların ayrı ayrı hikâyesi vardır kendine göre. O evlerin içinde olup biteni biz dışarıdakiler eğer gözümüzle görürsek, ya da kulağımızla duyarsak biliriz. Geriye kalanını sadece o evlerin sakinleri yaşar, görür, bilir.

İşte o yıkım, dökük, virane evlerden birinin içini gördüm geçtiğimiz gün. Yüksek avlulu ve kocaman bir demir kapının arkasında üflesen yıkılacak gibi duran eski bir Karaman eviydi bu ev. İçinde ise dram üstüne dram yaşanan bir hayat vardı.

Hani derler ya kimileri yaşadıklarımı anlatsam film olur iyide gişe yapar diye. Ama onların hikâyesi ne bir film senaryosu ne de bir kurgu. Hayatın ta kendisi.

Özçetin ailesi feleğin çemberinden öyle bir geçmişler ki başlarına gelmeyen kalmamış neredeyse. Ama ayakta kalabilmek için yine birbirlerine tutunmuşlar.

Ailenin reisi Lütfi Bey, herkes gibi mutlu, huzurlu bir yuva kurmak istemiş ve Hasibe hanımla hayatını birleştirmiş. İki de kız evladı olmuş bu evlilikten. Çok paraları olmasa da kıt kanaat geçinir olmuşlar. Ta ki 2007 yılında talihsiz bir kaza Hasibe-Lütfi Özçetin çiftini ayırana kadar. Eşini kaybeden ve iki küçük kızıyla bir başına kalan Lütfi beyin imdadına annesi yetişmiş. Evladının çocuklarını, sarıp sarmalamış büyütmüş. Hatta büyüğünü evlendirip yuvadan uçurmuşlar. Sonrasında ise Lütfi Bey yeniden evlenmiş ve hayatına Ayşe hanımla birlikte üç küçük kız daha dâhil olmuş. Çocukları ve eşini bırakıp Ayrancı ilçesine ekmek parası kazanmaya giden Lütfi Özçetin’in yokluğunda anne Ayşe çocuklarına kol kanat germeye çalışmış. Fakat bir gün ufak bir soğuk algınlığı diye önemsemediği hastalığı zatürreye dönüşünce hastaneye kaldırılmış. Çok kısa bir zamanda ise hastalığın pençesinden kurtulamayarak daha 31 yaşındayken bu fani dünyadan göçüp gitmiş Ayşe. Giderken ise geride 8 yaşındaki Betül’ü, 2 yaşındaki İrem’i ve daha henüz 7 aylık olan ve anne kokusuna muhtaç Ecrin’i bırakmış. Yaşları küçük olduğu için henüz annelerinin yokluğunun farkında değil o küçük 3 kız. Şimdi onlara annelik yapma sırası onlarla aynı kaderi paylaşan 16 yaşındaki ablalarında.

İkinci kez hayat arkadaşını kaybetmenin acısını yaşayan Lütfi Özçetin ise, Ayrancı’da çalıştığı şantiyeden ayrılarak mecburen çocuklarının başına dönmek zorunda kalmış. Özçetin ailesinin tabi sıkıntıları bununla da kalmamış. Daha evin annesinin yokluğuna alışamayan aile bir gece yarısı sobanın bacasından çıkan yangından kıl payı kurtulmuşlar. Yangın nedeniyle evin bir odası kullanılmaz hale gelirken, ellerinde kalan tek odaya sığdırmışlar tüm eşyalarını ve hayatlarını.

Ne gibi ihtiyacınız var diye sorduğumuzda ne bileyim dedi utanarak, sıkılarak Lütfi bey. Askerde geçirdiği kaza nedeniyle sol kolunu kısmen kullanabilirken eşini kaybettikten sonra evinde çıkan yangın ve içine düştüğü durumdan dolayı stres ve üzüntüye bağlı olarak kısmi felç geçiren ve artık kolunu kullanamadığı için çalışamayan, evinin geçimini sağlayamayan, çocuklarına ekmek getiremeyen bir babanın çaresizliğini gördüm işte o an.

Haber için geldiğimizi sandığım evden insanlığımdan utanarak çıktım. O babanın mahcup hali ve çaresizliği halen gözümün önünde. Yaptığımız haberin ardından inşallah bu aileye yardım elini uzatacak vicdanlı ve merhametli güzel insanlar çıkar ki ben inanıyorum çıkacağına. Çünkü biz vicdanı ve merhameti ağır basan güçlü bir ülkeyiz. Darda olan, yardıma muhtaç hiçbir eli geri çevirmeyiz.

Özçetin ailesi gibi daha nice hayatlar var kuytu köşelerde kendilerine yardım eli uzatılmasını bekleyen kim bilir. En azından şimdilik haydi Karaman uzat elini ve zor durumdaki Özçetin ailesini kaldır ayağa. Daha zorlu hayat yolculuğunun başında öksüz kalarak başladıkları yaşamlarında Betül’e, İrem’e ve Ecrin’e bundan sonra yaşayacakları güzel bir gelecek hazırlayalım. Maddi ve manevi olarak yanlarında olalım.

YORUM EKLE