ÇOCUKLUGUMDAKI IBRALA-10

Umumiyetle arabada yalniz oldugumda yaptigim gibi yine köye giriste elektrik trafo binasinin kuzey duvari dibine oturarak yanimda getirdigim cüzden Yâsin süresini, sonrada bildigim bütün dualari okuyarak sevabini içimden gelen candan bir dileyis, tertemiz bir kalple sagimda, solumda, önümdeki ve köyün diger yerlerindeki mezarliklarinda yatan bütün geçmislerimizin ruhlarina gönderdikten sonra oradan ayrildim.
Asagi degirmenin hemen üzerindeki atalarima ait kabirlerde de ayni dualarimi tekrarladiktan sonra bir zamanlar önünden insan ve yük tasiyan hayvandan zor geçtigimiz simdi ise yabani otlar tarafindan istila olmus ve sessizlige gömülmüs degirmeni gördügümde içimde uyanan buruk acilarla oradan ayrildim. .
Köyde isim olmadigi ve görecegim kimse de bulunmadigindan Taskale yolunu takip ederek, Andik deliginin hemen yanindan yukari degirmene inip arabayi orada park ederek yakindaki çocuklugumun aci ve tatli günlerini yasadigim, yaz günlerinde göçüp güz aylarina kadar kaldigimiz bahçemize ugradim.
Digerleri gibi bizim bahçede artik eskisi gibi bahçe degil, duvarlari, kapisi olmayan ve ortasindan sonraki bahçelere patika yollar açilmis, çesitli hayvan pislikleri ile dolu bir otlak olmustu. Babamin çocuklari kadar sevdigi agaçlardan birkaçi, onlarinda dallarinin bazilari kurumus ve hayvanlar tarafindan kirilip, kemirilmis ömürlerinin sonunu yasamaya çalisiyorlar olarak gördüm.
Bir zamanlar o bahçeden rahmetli kardesim Osman’in bir kavagi keserken bir elmanin dalini da kopardigini gören rahmetli babamin ellerini dizlerine vura vura “Hay oglum ben sana dikkat et dedim. Bak elmanin dalini koparttin. O kavagi o elmanin dalina düsürecegine benim üstüme düsürseydin bu kadar yanmazdim” diye söylenmesi aklima geldiginde ise kendimi tutamamis gözyaslari içinde “Babam bahçesini birde su anda görse ne derdi” diyerek keder ve hüznüm daha da artti.
Bahçeye gezerken artik yok olmus bir zamanlarin içinde yattigimiz damin üstüne çiktigimda yatarken bile dalindan koparip ekmegime katik yaptigim bal gibi tatli “Tokaloglu” kayisimizin, hemen yanindaki Giravut (Asma çubuklarini tasiyan agaçlardan yapilan düzenek) çesitli üzümlerimizin, alt kismindaki muhtelif erik ve teker elmamizin, biraz asagidaki ve duvarin basina çiktiktan sonra daha kolay ulasabildigim visnemizin, yukari bastaki üzerine benim de çok kere çiktigim tek ceviz agacimizin, daha dogrusu artik yok olduklarindan hayalleri gözlerimin önünde canlandilar.
Yukari basta hemen üzerimizden geçen arktan bahçemize tenekeden yapilmis bir olukla aldigimiz ve çekinmeden içtigim soguk suyunu, olugun biraz ilerisinde ki üç adet ayva agacini onlara yakin yerde artik yok olmus rahmetli anamin çamurdan yaptigi tandir ile ocagi hatirladim.
Bazi yillarin yazinda bu bahçemize göçtügümüzde anamin, kardeslerim ve benim tek olan çamasir ve üst giyeceklerimizi bir hafta veya on günde bir büyük bir legenin içine toplayip üzerine kisin biriktirdigi mese külü, sonra bu tandirda haranide(Küçük kazan) isittigi sicak su ilave edip biraz dinlendirerek yumusattigini sonra da bunlari bir sayin üzeride su kabagi ile haraniden aldigi suyu da dökerken sabunlayip tokusladiktan sonra arktan akan olugun altinda durulamadiktan sonra iyice sikip biran önce kurumasi için oralara serdigi günleri düsündüm.
Çamasirlarimizin kurumaya baslamasi ile en küçügümüzden baslayarak teker teker yine o düz tas (Say) üstünde çimdirir (Yikar), kuruyan çamasir ve üst giysimizide de
giydirdikten sonra digerimizi çagirirdi ki o zamana kadar baska giyecegimiz olmadigindan o damin içinde yataklarimizin içinde beklemek mecburiyetinde kalirdik
Ayagimda ayakkabim olmadigindan bir gün ayagima batan igde dikenini zorla çikarmis isem de birkaç gün sonrada apse yaptigindan yürüyemez ve agridan duramaz hale gelmis, rahmetli anamin bu sismis ve rengi degismis yarayi sikip içindeki irini (çerahati) bosaltirken agladigimda “Bak simdi agrisi geçecek” derken öbür yana dönerek bana göstermeden agladigini hatirladim.
O anlar yine gözlerimin önünden geçerken biraz daha ileride parçalanmis bir tas topluguna dikkatle baktigimda bizim o üzerinde yikandigimiz, anamin üzerinde çamasirlari-mizi tokuçladigi say oldugunu dehsetle gördüm. Oyuncagi kirilmis bir çocugun duydugu bir aci içimi kapladi ve bogazimda dügümlenen aci duygularla oradan ayrilip degirmenin önüne dogru yürüdüm.
Eskilerinde bildigi gibi degirmenin hemen ön tarafinda bir tarafindan Savak denilen diger yandan da Çark evi sularinin geçtigi agaç gölgesi ve yanlardan geçen sularin serinlettiginden yazin insanlarin oturdugu üçgen veya dil seklinde bir alan vardir. Iste gelip oraya oturdum. Içim zaten bahçemizin bugünkü hali ile benim o çocukluk günleri hatiralarimla param parça yarali ve hüzün doluydu.
Bu defada yillar evvel bu degirmenin önünde görmeye alisik oldugum günleri düsündüm. Hani bilhassa güz aylarinda kendi köyümüzden baska yakin köylerin ve hatta ta Karapinar köylerinden gelip su karsidaki alanda siraya girmis üzerleri unluk ve bulgurluk çuvallari ile dolu at arabalari degirmenin ahirina sigmadigindan; bos yerlere baglanmis merkepleri ve dere kenarindaki salkim sögütlere uzun boyunlari ile uzanip oralardan küçük dallari yiyen develeri hatirladim.
Kocaagalar’a ait olan bu degirmeni isleten Koca kafa Mustafa dayinin degirmenin gece gündüz dönmesi sebebiyle uykusunu alamadigindan sismis gözleri aklima geldiler ve o günlerde buralarda dolasirken burnuma kadar gelen taze un veya bulgur kokularini duyar gibi oldum.
Sonra basimi kaldirip karsiya baktigimda duvarlarinin yarisindan fazlasi yikilmis, üstünde defalarca degirmencinin oglu benimde akranim Kemal ile cevizi çok TATKIZ KEPEGI dövüp yedigimiz dami o kocaman tasinin üzerine çökmüs, yola bakan tek penceresinin yalniz yeri kalmis, arkasindaki kocaman olugunu yabani otlar kaplamis ve artik yavas yavas kaybolmaya yüz tutmus bir degirmen yikigi. O kadar duygu doluydum ki, eger o anda tanidik ve sevdigim bir kisiye rastlamis olsaydim kendimi tutamayarak ona sarilip aglamam içten bile degildi..
Iki saatten fazla kaldigim halde tek bir canliya da rastlayamadigim bir zamanlarin Irem baglari kadar güzel, insanlarin kaynastigi YUKARIDERE ve degirmenin önünden ayrilirken üzüntüm katmerleserek büyüdü.
Çok üzgün efkârlanmis, kalbi kirik ve hicran dolu hislerle artik hiçbir yerde durmayarak Karaman’a dönerken hüzünlenmis sesimle “Yine bu yil ada sensiz, içime hiç sinmedi. Dilde yalniz dolastim hep, Gözyaslarim dinmedi” misralari vardi.
.Fakir ve kalabalik bir ailenin çocugu olarak o köyde 1932 yilinda dünyaya geldim. Ailenin en büyük ve erkek çocugu oldugumdan da yukarida bahsettigim gibi küçük yaslardan itibaren köyde birkaç kisinin yaninda çalisarak az çok aileme katkida bulunmaya çalistim.
Ilkokulu bitirdigim 1944 yilinda Karaman’da bile yalniz bir adet ortaokul olup liseyi okumak için en yakin Konya’ya gidilmesi gerekiyordu. O yillar.. Bir de Cumhuriyetin en büyük icraatlarindan biri olan köy çocuklarinin okudugu Köy Enstitüleri vardi ama bizlerin oraya bile gitmesi birer hayaldi.
O yillarda bildigim kadari köyün erkekleri yalniz askere giderken o köyden ayrilir, askerligini bitirdikten sonra yine köye döner, köyün o günlerdeki tek geçim kaynagi çiftçilige devam ederdi. (Nuri Aslan ile Istanbul da bir müddet ikamet eden Halhullar dan Dr Halil
Ünlüer ve Ivriz Köy Enstitüsünde okuyan kardesleri Ali ve Yakup Ünlüer’lerden baska köyde okuyan birilerini hiç duymamistim)
Ilkokuldan birlikte mezun oldugumuz arkadaslardan bazilari ilk defa 1944 yilinda üç yil süreli ve yatili en yakini Sarayönü’nde olan Ziraat okuluna okumaya giderken babam beni oraya dahi göndermedigi gibi birilerinin yanina çirak-çiftçi olarak vermisti. Ancak devamli israrlarimdan sonra 1945 ögretim yili güzünde bende o okula kaydimi yaptirarak 1948 yilinda bir Ortaokul derecesi ile mezun olmustum.
Askere gitmeden önce Islahiye’de Istanbullulara ait bir çiftlikte çalismalarimi daha önceleri yazdigim Hayata ilk atilisim yazimda anlattim.
1952 yilinda dügünsüz derneksiz bir imamin dua okuyup âmin diyerek elini kaldirdiginda ona ayni dilekle katilan yakin dost komsu ve akrabalarin istiraki ile evlenmis, Askerlikten sonra da 1956 yili yazinda esim iki çocugum ve yalniz bir at arabasina sigan esyalarimla ilk defa Devlet Demir Yollari’nda Kondüktör olarak tayin oldugum Gaziantep’e bagli Kargamis istasyonuna, oradan çocuklarimin sihhi durumlarini da nazara alarak yeni teklif aldigim Ulukisla’da Ziraat Bankasi’nda memur olarak görev almistim.
Uzunca süren bir memuriyetin sonucunda çocuklarimi yetistirip yuvadan uçurduktan sonra emekliye ayrilmis Konya’da zor ser bir kooperatif marifeti ile sahip oldugumuz dairede esimle birlikte kalan ömrümüzü birazcik rahat yasayalim umudundayken ne yazik ki onu erken kaybettigim su anda, uzunca olan ömrümün de son basamaklarindayim. Kimin kimden önce ölecegini yalniz ALLAH bilir Hani bizim köyde bir deyimde ölümünde komsuyla dügününde komsuyla denirdi ya Karaman’da Yesilderelilere ait bir dügün ve cenazede yüzlerce Yesilderelimin Istirakini gördügümde çok sevinir ve kivanç duyardim.
Bundan birkaç yil önce esimin vefatinda yakin akraba ve komsulardan baska köyümüzden çok az bir kimsenin istirak etmesinden çok üzülmüs, yarin kendi vefatimda da bu gurbette yine bir kas dost, akraba ve komsunun tasidigi tabut içinde sessiz sedasiz bir merasimle ebediyete yollanacagimi sanir ve üzülürdüm.
Ancak, son iki yildir, tipki Karaman’da oldugu gibi Konya‘da da duyarli ve anlayisli kisilerce “Yesildereliler Yardimlasma Dernegi” adinda bir dernegin kurulma asamasina getirildigini duydugumda en çok sevinenler içindeyim. Keske bilfiil bu dernegin kuruculari arasinda ben de olsaydim. Ancak yasim itibariyle bedenen çalisma imkanim yok.
Mevlana hazretleri insanlara daha çokta bizim gibi hayatin sonuna gelmis olanlara söyle seslenir:
Beden agacinin köküne kurt düstü… Onu söküp atese atmak gerek.
Kendine gel a yolcu..Aksam oldu;
Ömür günesi kuyuya düsmek üzere:
Gücün kuvvetin varken su iki güncegiz olsun, kocaligini cömertlik yolunda harca..
der.
Para kazanmaya basladigim ilk yillarda fakir fukaraya ufak sadaka ve fitre gibi yardimlardan baska bir yardim yapamamis isem de çocuklarimin istikbalinden sonra bugüne kadar ve emekliligimde yakin akrabalardan baslayarak muhtaç olanlara, fakir ögrencilere bir memur emeklisinin verebilecegi kadar nakit olarak yardimlarim da oluyor.
Su anda kendi imkânlarimla alabildigim her türlü giyim ve çiftte çifte ayakkabilarim var. Simdi bunlar eskisi gibi bir türlü eskimiyorlar da. Ayrica vücut yapilari bana uyan çocuklarimin “Ya kendin giy, yahut ta birilerine ver” diyerek biraktiklari daha yenice elbise ve ayakkabilar var. Bunlari büyük bir zevkle Karaman’da fakirlere, Konya’da da hayir kurumlarina birakirken diger taraftan da çocuklugumdaki yukarida birazcigini anlattigim içimin derinliklerinde çöreklenmis “Basta Yok Ayakta Yok” günlerimi hatirlar, içimin
derinliklerinden kopup gelen ve vücudumun tamamini kaplayan hüzün ile gözlerim yasarir, bogazimda dügümlenen derin acilar duyarim.
Yine Mevlana hazretleri: “Sen anilmasi özlenen bir beste ol. Çünkü insanlarin en mesudu arkasinda hasretle anilmaya deger, hatiralar birakabilmis olanlardir” der.
Bu tarife göre dünyadan ayrilirken insanlarin beni hatirlamasina vesile olacak bir andacim, eserim olmadigi gibi çocuklarima da birakacagim maddi varligim da hemen hemen yok gibidir.
Ancak, Allah onlara çoluk çocuklari ile birlikte mesut ve uzun ömürler versin, acilarini da bana göstermesin o yillardaki bilgi ve görgüm, ayni zamanda da maddi varligimla orantili olarak tahsillerini tamamlayip hayata atilan çocuklarimdan baska dayanip güvenecegim kimse de yok. Iste dünyaya birakacagim hatira bu çocuklarimdir.
“Özenle sakladigimiz bir sariliradir ömrümüz. Vakit gelip sandiktan çikardigimizda Birde bakmissin ki Tedavülden kalkmis…” Orhan Veli’nin yukaridaki misralarinda oldugu gibi yasim itibariyle tedavülden kalkmaya en yakin adaylardan biri de olarak ben üzerimde hakki olan herkese bütün hakkimi helal ederken, sizlerinde hakkinizi bana helal etmenizi bilhassa rica ediyorum.
Bilhassa genç nesil hemserilerimden aldigim yazi, telefon ve yüz yüze görüsmelerimde, “Köyümüzle ilgili olarak geçmis gün ve yasantilari sizin yazilarinizdan ögreniyoruz devam edin” dedikleri için orada dogup, oranin suyu, ekmegi ve havasi ile büyüyen biri olarak o köyü, köyümüzü, bildigim ve dilimin döndügü kadar bu on bölümlük yazilarimla da anlatmaya çalistim.
O köye vefa borcumu ödeyebildim mi bilemem. Keske elimden daha iyisi gelebilseydi. Hepinize sonsuz selam ve sevgiler. Allaha emanet olunuz. 
YORUM EKLE

banner284