Mesude Halamın Birkaç Kâğıt- Kalem Hikâyesi

Mesude Keser ben doğmadan 1946 yılında vefat eden Zeliha halamın kızı. Benden hayli (14 Yaş) büyük olduğu için görmediğim halama öykündüğümden olacak, kendisine hep halam olarak hitap eder ve anarım. 2008 yılında yazdığım kitabımın Karamanlılar Resmi Geçitte bölümünde onu iki satırla: güler yüzlü, fedakâr, kapısı ve eli açık, iyilik timsali ve hulusi kalp. Kadın evliya diye yazmıştım.

İnsanımız, mezun olduğu zorunlu ilkokuldan sonra, ekseriyetle kalemi, kâğıdı öyle bir atar ki; sanki yeminliymiş gibi bir daha eline almaz. Günlük tutmaktan, hatıralarını yazmaktan, aile şeceresini çıkarmaktan geçtik, ne bir yere adres, telefon kaydeder, nede günlük hayatı planlamamıza fayda sağlayacak bir küçük not alır. Dedik ya anadan yeminlidir. Hesap – kitap yapmaz. Günlük yaşar. Bir şey olunca da; hatırlayamadım, unutuvermişim der, yazsam ne olacak sanki der geçer gider.

Halamın kalemle – kâğıtla olan ilgisi ise, geldiği 82 yaşına rağmen azalsa da sonlanmamıştır. Küçük masasının üzerinde her daim bir- iki defter- kitap, kâğıt- kalem bulunur. Benim gibi teknoloji özürlü olduğundan telefon rehberi, adres defteri tutar. Alacağını- vereceğini yazar. O dur durak bilmez, günlük olarak Kur-anı’nı okur. Okumakla yetinmez biraz olsun anlayabilmek adına kendi kendine Arapça öğrenmeye çalışır. Kabına sığmaz.

Biraz geriye gidersek; onun kalemle- kâğıtla olan bağını tahsiline ve vaktinde iştigal ettiği işine bağlayabiliriz. Şöyle ki: Karaman Orta’okulunu bitirdikten sonra gittiği Konya Devlet Hastanesi (Numune Hastanesi) bünyesinde ki lise muadili Hemşirelik Okulu’na kaydolur. Zamanın şartlarından olacak, ikinci sınıftan ayrılır ve sonrasında evlenir. 1963 yılında evliyken Tarım Kredi Kooparitifin’de memur olan eşi Abdurrahman enişte teşviki ile Gazi İlkokulunda yapılan Meteoroloji Memurluğu İmtihanına katılır. İmtihanı kazanır ve eşinin görev yaptığı Kılbasan nahiyesine tahin edilir. Görev alanı olan rasathane ( meteoroloji istasyonu) Tarım Kredi Kooparatifinin hemen arkasında ki 40 – 50 metrekare üzerine kurulu etrafı tahta çitli açık alandır. Demek ki; 50 – 60 yıl önce tarımdan geçinen ülkemiz için, Kılbasan’ın dağına yağan karın, ovasına yağan yağmurun, esen rüzgârın gözlenmesi ve kayda alınması önemliydi.

Halam, elinde kalem, Plüviyometre’den yağan yağmuru, üzeri cetvelli kar bastonu Anemometre’den yağan karı, esen rüzgârı, gökyüzünün bulutluluk oranını, çiğ düşmüşse, kırağı yağmışsa kurumun takip kartlarına işler ve gününde Kılbasan Postanesi’nden telgrafla Ankara’da bulunan Meteoroloji Genel Müdürlüğü’ne gönderirmiş.

Görevini icra ederken Genel Müdürlüğün yıllık olarak gönderdiği Devlet Malzeme Ofisi ürünü bir deste kalemle, yine Genel Müdürlüğün gönderdiği matbuu kartlara verileri işler, sonrasında emin bir yere kaldırırmış. Çünkü kartlar neyse de güzel kutusunda ki vazifeye özel kalemler ve A4 kâğıtlar evin hepsi okuyan 6 çocuğu için iştah kabartıcıdır.

Bozkırların da yetişen dikenli otlarının tekerlenip uçtuğu yokluk yılları… 50 yıl önce fukara bakkal dükkânından başka ticari işletme olmayan kibrit çöpünün bile önemli olduğu Kılbasan düzlüğünde para olsa bile, ihtiyaç olan şeyi alamamanın, bulamamanın çaresizliğini yaşayan bilir.

6 okuyan çocuğun her ihtiyacı anne – baba tarafından karşılandığı halde, çocukluk bu ya; kâğıdı biten kalemi küçülen kardeşlerin aklına bu kâğıt – kalemler düşermiş. Fakat halamın: onlar bizim değil devletin malı… tembihatını hatırlar ve dönüp bakmazlarmış bile. Benim gözü – gönlü tok, devletin malını, kulun hakkını gözeten bu halam, o birkaç kâğıt -  kalemi canından çok sevdiği çocuklarından işte böyle sakınır kollarmış.

Zaten o hayatın hiçbir döneminde alan el değil, hep veren el oldu. Geldiği 82 yaşında bile bir eli çocuklarında, torunlarında, akraba ve etrafındakiler üzerindedir. Halamız, öbür dünyaya göçen 11 kardeşin hayatta olan en büyük temsilcisi ve sevgilisidir. Köy şartlarında yetişen yüksek tahsil yapmış o altı insan evladı çocukların bugünkü hal ve gidişleri her türlü takdirin üzerindedir.

Bazı şeyleri sorarak bende yeni yeni öğreniyorum. Geçenler de halama: Devlet - sana o kâğıdı – kalemi yıl boyu kullanasın diye göndermiş. Kullanmayıp artırdıklarınızı iade edin demediğine göre, kullanılsaydı olmaz mıydı dedim. Fakat o hiç tereddüt geçirmeden: Olur mu yeğenim, onlar bizim değil ki, devletin malıydı, dedi. Peki, hala yıllarca artırıp biriktirdiğin kalem ve kâğıtlara ne oldu ya diye sordum. Emekli olunca dedi, hepsini bir çantaya koydum ve bağlı olduğum Karaman’daki Meteoroloji Müdürü Hüseyin Çalışkan’a teslim ettim dedi. Aldığım cevap yüksek ahlakın sesi ve hiç övünmeden yaptığı şey, onun mayasında olan vicdanının tezahürüydü.

Bu küçük fakat ibretlik birkaç kâğıt – kalem hikâyesi karşısında nutkum tutuldu. Karaman’lı, bazen sormaz gomaz olaydım der ya, ister istemez günümüz aklıma geldi. Ağlayayım mı güleyim mi bilemedim ve içimden: A benim halam, sana koca kitabımdan sadece iki kuru satır ayırdığım için ne olur beni affet diyebildim sadece.

Ben henüz 1-2 yaşındayken, Fenari Mahallesi Reis Sokak’ta beni kucağından ikide bir havaya kaldırıp: Mahallede bundan güzel çocuk var mı diye ünleyen ve bana çok emeği geçen yarı annem halamın ellerinden öperim.    

YORUM EKLE

banner284