Nefise Sultan’ın Başına Gelenler

Hey! Nefise Sultan, hey! Sende bir zamanlar, Osmanlı Sarayının gülüydün. Baban hünkar, kardeşin Beyazıt, gözde şehzadeydi. Telli duvaklı gelin edip, seni Karamanoğlu Alaaddin Ali beye verdiler. Gönüllü mü gittin, gönülsüz mü, bunu biz bilemeyiz. Yalnız işin içinde Osmanlı- Karamanlı siyasetinin olduğu gün gibi belli. Onlar birbirleriyle kız alıp, kız veriyorlardı. Saltanat gereği yani. Eşin Alaaddin Bey, cengaverdi, yiğit bir kahramandı. Kırkbir yıl kimseye baş eğmedi. Senin için bir medrese yaptırıp, “vakfiye” düzenletti. Öğrenciler dönemlerinin derslerini öğrendiler. Onları sen aldın kanatlarının altına. Besledin, okuttun, adam ettin. 
Devran döndü, eşinin yıldızı kaydı, kayınbiraderi Beyazıt’la savaştı ve yenildi. Sonunda da öldürüldü. Senin baştan yazılmış trajedin, daha bitmedi. 
Kardeşin, eşinin kanıyla, seni ve oğlunu alıp Bursa’ya götürdü. Orada neler yaşadın, nasıl yaşadın bilinmez. Adına yaptırılan Medresen bize yadigârın olarak kaldı. 
Yüz yıllarca bu yapıtta öğrenim yapıldı. Yapı sonunda Vakıflar Genel Müdürlüğüne verildi. İkinci trajedinde o zaman yaşandı. Restore edilsin diye çıkarcı, iş bilmez ellere teslim edildi.
Dünya da sayılı güzellikte olan binanın ön yüzü hoyratça, vahşice yok edildi. Yargılamalar yapıldıysa da sonun “bağlar gazeli” oldu. Güzelim taç kapının üst bölümü, ucube taşlarla, çirkinlik sembolü gibi sırıttılar.
Trajedin bitmemişti. Üçüncüsü de geldi bağrına çöktü. Salon boşluğunun üstü naylonla kapatılıp lokantaya dönüştürüldü. İlim yuvası, lokanta kokusuyla “tütsülendi”. Sonunda kapına kara kilidi yine vurdular.
Son maceran iyi başladı ya arkası gelmedi. Belediye binayı Millet Kıraathanesine (ne biçin sözcük bu, okuma evi deseler olmaz) dönüştürüldü yapı. Kekler yeniyor, çaylar içiliyor, okumalar yapılıyordu. Bu kez de aylaklar sana musallat oldular. Lak lak, dedikodular sardı ortalığı. Önce kekler, sonra çaylar kalktı ortadan. Bir de baktık ki kapına yine kara kilit vurulmuş. Kitaplar hapsedilmiş. Sorduk, soruşturduk, öğrendik ki rutubet varmış, üstü kapatılacakmışta ondan kilitlenmiş. Bu işin sonunda sanırım Hoca Nasrettin’in “ölme eşeğim ölme” fıkrasına dönecek. İşte senin trajedin, sonunda gelip traji komikliğe indirgendi. 

 

YORUM EKLE

banner284

banner285